Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugâti't-Türk




  Söz Varlığından Kültür Dünyamıza

  Tepük Futbolun Atası mı?
  
Kâşgarlı Mahmud’un, Dîvânu Lugâti’t-Türk’te tepük sözünü açıklarken verdiği bilgiler çok ilgi çekicidir. Kurşunun eritilip ağırşak biçiminde dökülmesinden sonra yuvarlak biçimdeki bu nesnenin üzeri keçi kılı veya benzeri yumuşak bir şeyle sarılmaktadır. Kâşgarlı Mahmud’a göre oğlan çocukları bu yuvarlak nesneyi ayaklarıyla vurarak, tekmeleyerek bir oyun oynamaktadır. Tepmek “dövmek, vurmak, tekmeleyerek vurmak” anlamındaki fiilden geldiği açık bir biçimde görülen tepük sözünün adı olduğu oyun hakkında Kâşgarlı Mahmud ne yazık ki daha fazla bilgi vermemektedir. Çocukların ayaklarıyla vurarak oynadığı bu oyun hakkında ayrıntılı bilgimiz bulunmasa da Kâşgarlı Mahmud’un verdiği bu kısa bilgiden tepük adlı oyunun futbolun ilk biçimi olduğu ileri sürülebilir.
  
  Ütülenmiş Giysilerle Dolaşan, İpek Mendil ve Eldiven Kullanan Türkler
  Dîvânu Lugâti’t-Türk
’ün söz varlığındaki ilgi çekici verilerden biri de Türklerin bin yıl önce giysilerini ütüledikleri, ütülü giysilerle dolaştıkları bilgisidir. Türklerde giyim kültürünün ne kadar köklü olduğunu, Türklerin bin yıl önce kırışmış giysilerini ütüleyerek giydiklerini belgeleyen bu bilgiler, Türklerin uygar bir toplum olduğunun göstergedir.
  Bugün Türkçede ütü biçiminde kullandığımız söz Dîvânu Lugâti’t-Türk’te ütüg biçimindedir. Türklük bilgisi araştırmalarında Türk yazı dilinin ilk döneminde ve daha sonra da bazı lehçelerde sözlerin sonundaki veya hece başındaki /g/ sesi Türkiye Türkçesinin de yer aldığı birtakım lehçelerde eriyerek düşmüştür. Böylece o dönemdeki kapıg sözü, /g/ düşmesiyle önce kapu biçimini almış sonra da ses uyumunun sağlanmasıyla kapı biçimine dönüşmüştür. Ütüg sözünün sonundaki /g/ sesi de düşünce sonraki dönemlerde bu söz ütü biçiminde kullanılır olmuştur.
  Kâşgarlı Mahmud bu sözü şöyle tanımlıyor:
  ütüg Mala biçiminde olan, ısıtıldıktan sonra giysilerin kırışıklıklarına bastırılarak sıcaklığın etkisiyle bu kırışıklıkların düzleşmesini sağlayan demir parçası.
  Fiiller bölümünde de ütidi ‘ütüledi’ sözü dikkati çekmektedir.
  ütidi Ol tonug ütidi ‘O, giysiyi ütüledi, o giysinin kırışıklıklarını ütüledi ve düzeltti.’
  Sözlük bölümünde yer alan suvluk sözünü Kâşgarlı Mahmud ‘havlu’, eliglik sözünü ise ‘eldiven’ diye tanımlamaktadır. Su sözünün bin yıl önceki biçimi olan suv’a getirilen yapım eki ile türetilmiş olan suvluk’un el, yüz ve vücuttaki suyu kurutmak amacıyla kullanılan ‘havlu’ olduğu anlaşılıyor.
  Suvluk sözünün yanı sıra Dîvânu Lugâti’t-Türk’te kullanılan ületü ‘ipek mendil’ de ilgi çekici bir veridir. Kâşgarlı Mahmud bu sözü şöyle tanımlıyor:
  ületü Erkeğin gerektiğinde burnunu silmek için cebinde taşıdığı ipek mendil.
  Bu veriler, Türklerin giyimlerine ve temizliklerine ne kadar dikkat ettiğini, ütülenmiş giysilerle, ipek mendillerle dolaştıklarını gösterdiği gibi zaman zaman “göçebe” diye küçümsenerek tanımlanan Türklerin ne kadar uygar olduğunu ve Türk uygarlığının boyutlarını göstermesi bakımından da ilgi çekicidir.
  
  Giysisini Boyayan Türkler
  
Giyim kuşam ile ilgili bir başka ayrıntı da bodhudı ‘boyadı’ sözünde gizlidir. Eski Türkçede iç sesteki /d/ Dîvânu Lugâti’t-Türk’te /dh/ sesi karşılığında olmak üzere zel harfi (ﺫ) ile gösterilmiştir. Bu iç ses bugün Türkiye Türkçesinde /y/ olarak gelişmiştir. Dîvânu Lugâti’t-Türk’teki bodhudı sözü ‘boyadı’ anlamındadır. Kâşgarlı Mahmud’un bu söz için getirdiği örnek Ol tonug bodudı ‘O giysiyi boyadı’ biçimindedir. Bu cümleden sonra bir açıklama yapan Kâşgarlı Mahmud, giysi boyanabileceği gibi başka şeylerin de boyanabileceğini ve bu fiilin onlar için de kullanılabileceğini belirtir. Giysinin nasıl boyandığı konusunda bilgi verilmese de bu örnek, Türklerin bin yıl önce de giysilerini boyadıklarını gösteren bir kanıttır.
  
  Türklerde Tanışma Kuralları
  Dîvânu Lugâti’t-Türk
’te hemen her konuda bilgi bulmak mümkündür. Eserde yeri geldikçe Türklerin görgü kurallarından, Türk töresinden de söz edilmektedir. Kâşgarlı Mahmud, bazı sözleri açıklarken o konudaki görgü kurallarını da yazmaktadır. İşte satır aralarında yer alan bu bilgilerden, Türklerin toplum hayatındaki davranış ve görgü kurallarını öğrenebilmekteyiz.
  Sözlüğün boy maddesinde önce bu sözü ‘kavim, kabile, aşiret, hısım’ biçiminde açıklayan Kâşgarlı Mahmud, birbirini tanımayan iki kişinin nasıl tanıştığını yazarak Türklerin tanışma kuralını da okuyucuya aktarmış olur. İşte Kâşgarlı Mahmud’un sözleriyle bin yıl öncesinden iki Türk’ün tanışma sahnesi:
  Birbirini tanımayan iki adam karşılaştıklarında önce selamlaşırlar. Sonra Boy kim? ‘Hangi boydansın?’ diye sorarlar. Hangi kabiledensin demektir. Salgur diye cevap verir veya kitabın başında yazdığım boy adlarından birini söyler. Bundan sonra konuşmaya başlarlar veya daha fazla gevezelik etmeden kendi yollarına giderler. Böylece her biri diğerinin ait olduğu kabileyi tanımış olur.
  
Birbirini tanımasa bile karşılaşan iki kişinin önce selamlaşması önemli bir ayrıntıdır. Tanışma daha sonra kişinin hangi boydan olduğunu sormakla devam etmektedir. Kişilerin adından önce hangi boydan olduklarını öğrenmenin daha büyük önem taşıdığı bu bilgiden anlaşılıyor. Bu tanışma geleneği, Anadolu’da Kimlerdensin? diye sorularak hâlâ sürdürülmektedir. Boyun öğrenilmesinden sonra sıra muhtemelen adlara gelmektedir.
  
  Ölülerin Ardından Verilen Yemek
  
Yakınlarını kaybeden Türklerin ölümün ardından belirli günlerde yemek dağıtması, sofra kurması gelenektir. Bu geleneği yogladı sözünde Kâşgarlı Mahmud şöyle yazıyor:
  Ol ölügge yogladı ‘O ölü için yemek verdi’. Türklerin geleneği böyledir.
  Bilindiği gibi bu gelenek bugün de Türkler arasında yaşamaktadır. Ölünün ardından yedinci ve kırkıncı gecelerde, ölümün yıl dönümünde okunan duaların ardından yemek verme geleneği hâlâ sürdürülmektedir.
  
  Kendisini İnsan Üzerine Atan Yılan
  
Kâşgarlı Mahmud, ok sözünü açıkladığı bölümde bu sözün çeşitli anlamlarını ‘ok’, ‘ev kirişi’, ‘miras paylaşımında çekilen kuradaki pay’, ‘çekimli fiillerde kuvvetlendirme edatı’, ‘durum işlevindeki edat’ biçimlerinde verirken ok yılan diye bir yılan türünden de söz eder. Açıklamasını ‘kendisini insan üzerine atan, savuran yılan’ olarak veren Kâşgarlı Mahmud’un sözünü ettiği bu yılanın Latince adı coluber caspius’tur.



  Sunuş

  Kâşgarlı Mahmud

  Kâşgarlı Mahmud'un Türbesi

  Dîvânu Lugâti’t-Türk

  Söz Varlığından Kültür Dünyamıza

  Bulunuş Öyküsünden Yayımlanışına Dîvânu Lugâti’t-Türk

  Süreli Yayınlar Veri Tabanında Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugâti’t-Türk

  VI. Uluslararası Türk Dili Kurultayı'ndaki Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugâti’t-Türk'le İlgili Bildiriler

  Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugâti’t-Türk Kaynakçası

  Dîvânu Lugâti’t-Türk Sözlük Veri Tabanı