Yabancı Sözlere Karşılıklar Kılavuzu

 


.:: Türk Dil Kurumu - Yabancı Sözlere Karşılıklar Kılavuzu ::.

Abecesel Liste


lagün Fr. lagune
coğ. deniz kulağı
Açık denizden bir kum setiyle ayrılan veya kıyı dilinin gelişmesiyle göl biçimini alan sığ koy veya körfez.


laktoz Fr. lactose
kim. süt şekeri
Sütte bulunan, sütün buharlaşmasıyla kristal durumunda toplanan şeker, süt şekeri.


lanse Fr. lancé
önceleme
Öncelemek işi.


lansman Fr. lancement
tanıtım
Tanıtma işi.


laptop İng. laptop
dizüstü
Bilgisayarın her türlü donanımı ile küçültülerek taşınabilir duruma getirilmiş biçimi.


larva Lat.
hay. b. kurtçuk
Bazı hayvanların, özellikle böceklerin yumurtadan çıktıktan sonra, krizalit veya ergin karakterlerini kazanmadan önceki evresi.


leasing İng. leasing
ekon. kiralama
1. Bir taşınır veya taşınmazın kullanım hakkının belli bir süre için ve belli bir kira karşılığında kiracıya verilmesi. 2. Anlaşmaya göre kira süresinin bitiminde mülkiyetin kiracıda bırakılabilmesi durumu.


legal Fr. légal
huk. yasal
Anlaşmaya göre kira süresinin bitiminde mülkiyetin kiracıda bırakılabilmesi durumu.


lejitimist Fr. légitimiste
meşrutiyetçi
Meşrutiyet yanlısı olan.


leksikograf Fr. lexicographe
sözlük bilimci
Sözlük bilimi uzmanı.


leksikografi Fr. lexicographie
sözlük bilgisi
Sözlük bilimine ilişkin bilgiler.


leksikolog Fr. lexicologue
sözlük bilimci
Sözlük bilimi uzmanı.


leksikoloji Fr. lexicologie
sözlük bilimi
Sözlük yazma ve hazırlama işiyle uğraşan bilim dalı.


lektör Fr. lecteur
okutman
Üniversitede yabancı dil, Türkçe ve inkılap tarihi gibi ortak, zorunlu dersleri öğretmek için görevlendirilen, uygulamalı çalışmaları yöneten öğretim elemanı.


lengüistik Fr. linguistique
dil bilimi
Dil bilimiyle uğraşan kimse.


lepra Yun.
tıp cüzzam
Hansen basilinin sebep olduğu, sinir sistemi ve deri başta olmak üzere birçok sistem ve organı etkileyebilen bulaşıcı bir hastalık.


levülöz Fr. lévulose
kim. meyve şekeri
Balda ve birçok meyvede bulunan bir tür şeker.


lezbiyen Fr. lesbienne
sevici
Kendi cinsinden kimselerle cinsel ilişkide bulunan kadın.


lezbiyenizm Fr. lesbianisme
sevicilik
Sevici olma durumu.


lezyon Fr. lésion
tıp doku bozukluğu
Yara, darbe, iltihap, ur vb. sebeplerle bir organda ortaya çıkan bozukluk, yıpranma.


liberalizm Fr. libéralisme
1. ekon. serbestlik, 2. ekon. ve fel. erkincilik
1. İthalatı serbest bırakma, ithalata konulmuş miktar sınırlamalarını kaldırma. 2. ekon. Bireyin özgürlüğünü ve ekonomik güçler arasında hür yarışmayı savunan, bireyler, sınıflar ve uluslararasındaki ekonomik ilişkilere devletin karışmamasını isteyen öğreti. 3. fel. Herkese vicdan, inanç, düşünce özgürlüğü tanınmasının gerekli olduğunu savunan, hür düşünüşe bağlı dünya görüşü.


liberasyon Fr. libération
ekon. serbestlik
İthalatı serbest bırakma, ithalata konulmuş miktar sınırlamalarını kaldırma.


libero İt. libero
sp. son adam
Futbolda savunmanın gerisinde görev yapan, önündeki savunma oyuncularını kontrol eden, yöneten, yardımcı ve serbest hareket edebilen savunma oyuncusu.


liet Alm. Lied
müz. şarkı
Ezgi, müzik parçası, melodi.


lifting İng. lifting
gerdirme
Gerdirmek işi.


light İng. light
yeğni
Ağır olmayan, hafif.


likidasyon Fr. liquidation
tic. tasfiye
Bir ticaret kuruluşunun batması, kapanması vb. sebepler üzerine hesapların kesilmesi, alacaklılara, ortada kalan mal ve paradan paylarına düşen miktarın verilmesi.


likidite Fr. liquidité
tic. akışkanlık
1. Para ve ticaretle ilgili işlemlerde kullanılabilecek durumda olan satın alma gücü. 2. Kolaylıkla paraya çevrilebilme özelliği fazla olan varlıklar.


likit Fr. liquide
1. fiz. sıvı, 2. ekon. nakit
1. Bulunduğu kabın biçimini alabilen ve üstü yatay bir düzlem durumuna gelebilen akışkan cisim. 2. Kullanılması hemen mümkün olan para.


limit Fr. limite
sınır
Bir şeyin nicelik bakımından inebileceği veya çıkabileceği en alt ve en üst sınır.


limitet İng. limited
sınırlı
Sınırlanmış, belirlenmiş, belirli.


limnoloji Fr. limnologie
göl bilimi
Göllerde araştırma yapan bilim dalı.


link İng. link
bl. ilişim
İletişimi sağlayan dizgenin, teknik ağın birliği.


lipom Fr. lipome
tıp yağ uru
Yağ dokusunun, bulunduğu yerde büyümesiyle oluşan zararsız ur.


lipostructure İng. lipostructure
yağ ekletme
Yağ aldırma işlemi sırasında alınan yağların yüzün belli bölgelerine yedirilmesi yoluyla yüze genç bir görünüm kazandırılması.


liposuction İng. liposuction
yağ aldırma
Vücuda şekil vermek amacıyla fazla yağların belli yöntemlerle alınması.


liste İt. lista
dizelge
Alt alta yazılmış şeylerin bütünü.


literatür Fr. littérature
1. edebiyat, 2. kaynak
1. Bir bilim kolunun türlü konuları üzerine yazılmış yazı ve eserlerin hepsi. 2. Herhangi bir bilim dalında yazılmış olan yazı veya eserlerin bütünü.


litografya Yun.
taş basması
Herhangi bir bilim dalında yazılmış olan yazı veya eserlerin bütünü.


litoloji Fr. lithologie
taş bilimi
Taşların yapısını inceleyen bilim.


litosfer Fr. lithosphère
jeol. taş yuvarı
Yer kabuğunu oluşturan ve yer yuvarlağının merkez çekirdeği çevresinde bulunan katı yuvar.


loader İng. loader
bl. yükler
Bilgisayara yükleme yapmak için kullanılan özel bir program.


lobi İng. lobby
mim. dalan
Bir yapının kapısından içeri girildiğinde görülen ilk boşluk.


logo İng. logo
imlek
Bir kurum veya kuruluşun kendine seçtiği, bazı ticaret eşyası üzerine konulan, o eşyayı üreten veya satanı tanıtan resim, harf vb. özel işaret.


logos Yun.
dil b. ve fel. deyi
1. dil b. Dil, söz, işaret, mimik vb. anlatım araçlarının bütünü. 2. fel. Hristiyan felsefesinde Tanrı kelamını insanlara ulaştıran oğul.


lojik Fr. logique
fel. mantık
Düşüncenin ve düşüncenin varlık biçimlerinin, ögelerinin, türlerinin, olanaklarının, yasalarının ve düşünce bağlamlarının bilimi.


lojistik Fr. logistique
1. ask. geri hizmet, 2. man. modern mantık
1. Askerlik mesleğinin savaşta veya askerî harekâtta, yol, haberleşme, sağlık, yiyecek, içecek, silah sağlama vb. çok yönlü hizmetleri en akılcı, etkili ve seri bir biçimde plan ve programa bağlayıp uygulayan hizmetler bütünü. 2. Kavramları kelimelerle değil göstergelerle göstererek işlem yapan, matematiğe dayalı mantık.


lokal Fr. local
1. yöresel, 2. dernekevi, 3. tıp yerel
1. Belli bir yöre ile ilgili. 2. Bir dernek veya kuruluşun üyelerinin buluşmaları için ayrılmış yer. 3. Sınırlı bir yerle ilgili olan.


lokalize Fr. localisé
sınırlandırılmış, belirlenmiş
“Yerini ve niteliğini belirlemek, sınırlamak” anlamındaki lokalize etmek, “yeri ve niteliği belirlenmek, sınırlanmak” anlamındaki lokalize olmak birleşik fiillerinde geçer.


lokatif Fr. locatif
db. bulunma durumu
Ad soylu bir sözün taşıdığı kavramda bulunuş bildiren, -da / -de, - ta / -te ekleri ile kurulan durum.


lokavt İng. lock-out
iş bıraktırımı
İşverenin işçileri topluca işten uzaklaştırma veya işten çıkarma kararı.


long-play İng. long-play
müz. uzunçalar
1. Üzerine seslerin düşük devirle kaydedildiği büyük boyutlu plak. 2. Bir sanatçının eserlerinin bir bölümünün yer aldığı kaset, albüm.


lot Fr. lot
ekon. tutam
Bankacılıkta kullanılan, borsada kota alabilmek için gerekli asgari şirket sermayesi veya pay.


lökosit Fr. leucocyte
anat. akyuvar
Kan, lenf vb. vücut sıvılarında bulunan çekirdekli, yuvarlak hücre.


lösemi Fr. luecémie
tıp kan kanseri
Kanda akyuvarların olağanüstü çoğalmasıyla beliren bir hastalık.


lüksmetre Fr. luxmètre
fiz. aydınlıkölçer
Birim zamanda bir yüzeyin birim alanına düşen ışık enerjisini ölçmekte kullanılan aygıt.


lümpen Alm. Lumpen
1. ayaktakımı, 2. sınıfsız
1. Görgüsüzlükleri veya bilgisizlikleri dolayısıyla toplum içinde aşağı durumda olan kişiler. 2. Toplum içinde belli bir sınıfa girmeyen.